30 Mayıs 2017 Salı

Küçüksün yüreğim..



Bir masalvari hayat, bir varmış bir yokmuş..
Peki gerçek sevda nerede ?
Aciz insanlar mı?
Bil ki yüreğim, onlar bir gelmiş bir gitmiş..
Bulana dek aşkın gerçek yüzünü,
Sen hep böyle kalacaksın bir yanmış, bir sönmüş..
Evet şimdi emellerin kapında duruyor?
Peki yüreğim söyle bu halde varamazsan rabbe bunun ne değeri kalmış..

Belki geç oldu ama anladım, ne büyüyen bedenim, ne övülen aklım var imiş benim..
Yürek yaradana olan samimiyet imiş, her şey onda başlar onda bitermiş...
Dua nedir diye sorduğumda kendime.. Dua sadece O'nun bizden bir isteği.. Peki o istediğini boş geri çevirir mi???
Bizden dua etmemizi sıkıntılı anımızda sığınmamızı ondan yardım dilememizi istemişse bunun bir nedeni yok mudur?
Yaradan bilmiyor mu bizim vesvese veren nefsimizi? Bilmiyor mu şeytanın (haşa) "Bak rabbin seni bu günde yalnız bıraktı hani duaların kabulü" diye umudumuzu kırışını?
Biliyor, öyleyse bunda bir hikmet gizli...
Ne olmuş vermedi, ben biraz canım yansa da devam edemiyor muyum hayatıma?
Peki benim kazancım ne bundan diyorsun değil mi yüreğim?
Yarım salise sonunda ne olacağını biliyor musun?
Neden bu an için hayıflanıp duruyorsun?
Verdiğinde utancından kızarmayacak mısın?
Senin kazancın bu dünyanın senin olmadığını bilmen, senin kazancın acizliğini tanıman, senin kazancın acıları tadarak acı çekenlere ilaç olman..

Eğer yaradana kulluksa yürek, eğer kendini bilmekse yürek..
Küçüksün yüreğim, çok küçük...


// 9 yıl önce yazmışım, tevafuken buldum...
// Anladım ki yüreğim hala küçük..
// Yorumların bazılarına cevap veremedim üzgünüm..
// Yorgun hissediyorum, çok..

Nursalkımın..

8 Mayıs 2017 Pazartesi

Yazmayacağım!

Umutlarımı tükettim, yolum kayıp demeyeceğim..
Baştan sona ümitsiz, baştan sona biçare olduğumu söylemeyeceğim..
Dualarımın dili suskun, gönlüm dileklere küskün bunu yazmayacağım!

Hem desem, söylesem, yazsam ne olur?
Duyacak mısın sesimi?
Sen! Evet sen, bu satırları okuyan insan;
İçimde ki çığlıkların sessizliğinde kaybolacak mısın?
Beynimin içinde binlerce ses, hepsi kırgın, hepsi yorgun..
Duydun diyelim, cevap verebilecek misin?
Acıyanlarımı nasıl iyileştirebileceğimi söyleyebilecek misin?
Diyelim ki kendince acıdın halime beni teselli etmek istedin...
Söylediklerin beni teselliye yetecek mi?
Daha kaç defa avunacağım ki bir birinden farklı ama sonu hep aynı masallarla...

Gidecek yol bulamıyorum,
Dualara küskün gönlüm ama yine de susamıyoum!!!!!!
Öyle çaresiz ve acınacak haldeyim ki,
Elimde duadan başka kalan hiç bir şey yok!
Dua diyorum, diyorum da kendim  bile artık kendime inanmıyorum ki..
Yetiremiyorum hiç bir şeyi, yetinemiyorum!
Çaresizim kelimesi bile tarif etmiyor içimde ki buhranı..
Kıyamet oldum, kopuyorum!
Her zerrem toz oluyor, her hücremde defalarca ölüm ölüp diriliyorum..
Acı hep aynı, ne yazık ki alışmayı da bilmiyorum!

Kaç yıl oldu derbeder, kaç ay, kaç saat, kaç dakika...
Daha kaç var peki?

Hiç bir şey istemiyorum ama aynı anda o kadar çok şey istiyorum ki..
Hepsi fersah fersah ötede, hepsi binlerce yıl sonramda sanki!
ALLAH'ım.............................................................




Nursalkımın..

12 Nisan 2017 Çarşamba

Kırık Kalpler İskelesi..



Koştu, yetişemeyeceğini bile bile koştu..
Gidişini göre göre koştu..
Zamanı bile gerisinde bırakacak kadar hızlı, ama iskeleden ağır ağır ilerleyen vapura yetişemeyecek kadar yavaş, koştu..
Nasılda içine oturmuştu ayrılık oysa daha biraz önce "Bana ne ya.. Nereye gidersen git!" diye saçma sapan sözler sarf eden kendisi değil miydi?
Bir çırpıda, sevgilinin gözlerinden akan yaşlara aldırmadan dönüp arkasını aşklarından adım adım uzaklaşan da O'ydu.
Peki şimdi ne olmuştu da yüreğinde bir yangın alevlenivermişti, içinde tahammül edemeyeceği derecede sancıyan bu şey de neydi?
Bu güne kadar hep gel geç aşklar yaşamamış mıydı?
Sevgililerinin üç günlük hesaplarını tutup dördüncü gün kalpleri kıra kıra elveda dememiş miydi?
Hayata bir oyun penceresinden bakıp insanları oyuncak figürler yerine koymamış mıydı?
Bu güne kadar kaybedecek hiç bir şeyi olmayan laylaylom gönlü şimdi neden böylesine sızlıyordu.

Koştu, adımları birbirine karışırken yere düşüp bir yerini acıtması umurunda bile olmadan koştu..
Yetişemeyeceğini bile bile, ellerinden zalimce kaçıp gitmesine izin verdiği aşkına döndüremeyeceğini bile bile koştu..
Koca vapurun uçuşan martılar arasından duyulan düdüğünün acı sesi içini burka burka koştu..

Arkasından koştuğu şey ya da kişi sevdiği Dilek miydi? Yoksa kendi kör günahları mıydı bilemedi..
Ta ki iskelenin ucuna gelene, denize düşmesine ramak kalana kadar gözlerini yumdu ve koştu..
Yetişemeyeceğini, sonsuza dek kaybettiğini bile bile durmadı, koştu..

Hayret! Akrep bakışlarını ilk defa istila etmişti hüzün, cayır cayır buğulanan gözleri ilk defa yaşarıyordu,
Belkide kurumuş gönül topraklarında, küçük bir çiçek ilk defa filizleniyordu..
Kalbin kırılması, kalbin delice çarpması nasılmış ilk defa öğreniyordu..

Koştu yetişemeyeceğini bilerek, kendi aşkını kendi eliyle imkansızlara kurban edecek kadar cüretkar oluşuna söverek, ayağının altında ki toprak tuz buz olana kadar koştu...

İlk defa terk edilmişti ve ilk defa terk edilmek denen olay canını yakmış, ilk defa aşksızlık düşüncesi böylesine ürkütmüş, ilk defa kaybedilen sevgilinin yokluğu böylesine soğutmuştu tenini.

Sonunda durdu, sevgilisinin ağladığını hala görebileceği mesafedeydi vapur..
Ama uzatıp ellerini, yanaklarından yaşları silemeyeceği kadarda uzak..
Onları ayıran vapur yavaş ve vakur bir hareketle nazlı gelinler misali süzülürken denizin üstünde, sevdiğinin kıymetli damlaları batan güneşin yansımasıyla çarpışıp karışırken sulara..
Durdu, hayatında ilk defa yolun sonuna geldiğini, bundan sonrasının yaşanmaz olduğunu düşündü..
Durdu ve sol yanına dokundu..
İlk defa eline batan kırıkları hissetti, tuz buz olmanın sancısını duydu..

Ve sonunda kendinin de bir kalbi olduğunu anladı..







s.s.s....


Nursalkımın..