15 Ağustos 2017 Salı

Şiirler de ölür..



Şiirler de ölür şairler gibi..
Bir bir atar kendini kelimeler sevdanın göz bebeğinden..
Sükuta teslim müebbet olur..

Şiirler de ölür sevgili..
Sevdası yitip, sessizliğe büründüğünde kelimeleri...
Yüreğin yarası siler geçer tüm sesleri..

Şiirler de ölür bir gün sevgili..
Öksüz bir sabinin dilinde yarım kalan baba sesi gibi..
Gönlünde sarmalanan kifayetsiz çocukluğu gibi,
Ana kucağında yarım kokan hayallerinden sızar..
Ve şiirler de ince ince ölür yitip giden aşklar gibi..

Şiirler de ölür sevgili..
Uzun satırlar arasında yolunu kaybeden noktayla virgül gibi..
Anlamının en derininden tutuşturup kelimeleri..
Yakarak kör eder zifiri geceleri...

Şairin kaleminden damlar damarında ki tüm kan bazen..
Son sözleri gibidir işlediği her satır matemini..
Serseri bir kurşunun hiç acımadan delip geçmesi gibi..
Beyaz sayfaya düşen her siyah kelamın aksi..
Ağır ağır siler gözlerinden şiirleri..
Ve işte o zaman Şiirlerde ölür sevgili..

"Kara gözlerinin zifirine yandığım, kalbimin katili..
Şiirlerime ölüm yolunu öğrettiğim sen sessizliği seçtin seçeli..."

s.ç.b.d.b.g.d.h.s.b.g.b...





Nursalkımın..

6 Temmuz 2017 Perşembe

Umut Avcısı 4 / hikayemsi



1.Bölüm
2.Bölüm
3.Bölüm


Zeyra o gün o bankta otururken yaşadığı ihanetin etkisiyle tüm hislerini kaybetmiş gibiydi. Ömründe hiç kimseyi bu kadar sevmemişti. Onca güzel günlerin verilen sözlerin ardından nasıl olmuştu da Oliver onu aldatabilmişti. Üstelikte Oliver'in kendisini aldattığı kişi en yakın ve ev arkadaşı Misa'ydı. Tüm bu olanları bir türlü aklı almıyordu. Bir acı hissetmiyordu tüm duyguları donmuştu adeta. Oliver ve Misa'nın o iğrenç görüntüleri gözlerinden gitmiyordu bir türlü.

Ağzında belli belirsiz gevelediği kelimelerde sürekli nasıl yapabildiniz  bunu diye sayıklıyordu,.

-Nasıl! Nasıl!

Nasıl olabilmişti de o kadar büyük aşklarına rağmen Oliver bir başka kadın ile birlikte olmuştu. Oysa ne hayalleri vardı birlikte. Zeyra'nın okulu bittiğinde okulda kalacak ve akademik kariyerine devam edecekti.  Ailesinin aksine Oliver bu konuda en büyük destekçisiydi.

Oliver okulda ki en dürüst ve sevilen öğretmenlerden biriydi. Zeyra'dan 7-8 yaş büyüktü. Genç yaşına rağmen profesörlük unvanı almıştı ve Zeyra ile okulda tanışmışlardı. Oliver Zeyra'yı ilk gördüğü anda aşık olmuş ama ilk aylar durum çok etik olmadığı için aşkını söyleyememişti. Zeyra'da hocasını ilk gördüğünde etkilenmiş ve sürekli ders bahanesi ile onunla zaman geçiriyordu. Bir gün birlikte ders çalışırken Zeyra Oliver'a Deniz'i ve mavi rengini çok sevdiğini söylemişti. Ertesi sabah Zeyra sınıfa girdiğinde masasının üstünde Mavi bir gül ve güle iliştirilmiş isimsiz bir not bulmuştu. Notta "Deniz'den kopmuş deniz renkli bir çiçek denize aşık olan deniz gözlü güzel kıza aşkını ifade etmenin bir yolu olabilir mi?" yazılıydı. Zeyra bu gülün kimden geldiğini hemen anlamış ve çok mutlu olmuştu. O gün ders bitene kadar hocasının gözlerine bakamamış ders bittiğinde ise gidip sadece "Evet" diyerek Oliver'in aşkını kabul etmişti. Aşkları mavi bir gülle böylesine masum başlamıştı.

Bu duruma nasıl gelebilmişlerdi, Oliver bunu ona nasıl yapabilmişti. Grimsi ve kasvetli havanın aksini yansıtan soğuk denize bakarken bağıra çağıra ağlamak istiyor ama bir türlü yapamıyordu. Gözünden akan bir damla yaşın tuzu dudaklarında ki çatlaktan sızıp ince ince yakarken sadece avuçları üşüyordu.

Bundan sonra ne yapacaktı, içinde ki acı ölümden bile daha karanlık hissettiriyordu...

Nursalkımın..

5 Temmuz 2017 Çarşamba

Umut Avcısı 3 / Hikayemsi



İnsanları anlamakta ve anlamlandırmakta ilk defa bu kadar zorlanmıştı. Merak denen duygu varlığında akıl almaz bir sızıya sebep oluyordu.

Sed, bu güne kadar, kendisinin bile bilmediği başlangıcından beri tek başınaydı ve düz yaşamıştı. Düzenli bir şekilde avlanır, fidye olan avları kendi deliğinde depolar ve geri kalanını da tüketirdi. Diğer avcılara nazaran av kabiliyeti yüksek, avlanma iç güdüleri ise oldukça kuvvetliydi. Çalınacak umutların kokusunu iyi alırdı ve susadığı zamanlar asla kontrolünü kaybetmezdi. Avcıların hiç biriyle muhatap olmaz, yılda bir defa mecbur olan toplantılarda diğer avcılarla bir araya gelirdi. 

Tüm avcılar yılda bir defa av ateşi dedikleri gecede toplanarak Avcı Efendisi Kops'a fidye olarak biriktirdikleri umutlardan verip yollarına devam ediyorlardı. Fidye vermekten kaçan ve tüm umutları kendileri tüketen avcılar Kops'un köpekleri tarafından takip ediliyor ve sonları asla bilinmeyecek bir şekilde ortadan kayboluyordu. 
Avcılar ya bir grup halinde ya da tek başlarına avlanıyorlardı. İnsanların gelir diye tabir ettikleri kavram avcılar için insanlardan çalınan umutlardı, bir avcı ne kadar çok umut çalarsa o kadar çok itibar görürdü. İyiliğe dair tüm duygulardan neredeyse yoksunlardı. İçlerinde acımasızlığa dair hep bir susamışlık vardı. Hepsi bir birini kokularından tanırdı, daha önce hiç bir birini görmeyen avcılar bile ilk karşılaşmalarında karşı taraftakinin kimliğini içinde hissederdi. Sadece su olan yerlerde avcılar diğerinin kimliğine erişemezdi. Bu yüzden akar su ve deniz gibi yerlerden uzak dururlardı. Bir avcı bir insana iliştiği zaman kendi kokusunu avına bulaştırır ve başka bir avcı bu kouyu tanıyarak asla o insana bakmazdı. Ancak avcı avını bitirdikten sonra o insanı terk ettiğinde diğer avcı o insanı avlayabilirdi. Hepsinin kendince isimleri vardı. Nasıl var olduklarını bilmiyorlardı başlangıçları yoktu varsa da bunu kendileri de hatırlamıyordu. Sanki hep varmış ve hep var olacakmış gibi yaşıyorlardı. Dünyadan bir kapı aracılığı ile kendi boyutlarına geçip kendilerine ait deliklerde çoğunlukla yalnız yaşıyorlardı.

Geçit bazı günler dünyaya kati suretle kapalı olur ve o gün avcı ne kadar susarsa susasın avlanmaya çıkamazdı. Bunlar Kops'un genel emirleriydi ve nedense avcılar bu emirleri hiç bir zaman sorgulamamış ve sınırların dışına çıkmamıştı.

Son av ateşinde siyah ateş başında toplanan avcının birinin gözlerinde hissetmişti efsanenin birazını.
Avcı gözlerinden sızdırırken hikayeyi acı çeker gibi bir hal almıştı. Aslında algılarını kapatıp sadece yıllık hesabı yapıp çıkacaktı ama istemeden de olsa hikayenin birazını almıştı.

Aldığı kadarıyla efsaneye göre zamanında avcılardan biri avına koştuğu insanlardan birinin hislerinden etkilenmeye başlamıştı. Garip bir şekilde o insanın vücut şeklinde var olan tüm uzuvlarında hissettiği şeyleri hissetmeye başlamıştı. Bu neredeyse hiç bir avcı da olmayan bir özellikti. Avcıların bir çoğu sadece insanların düşüncelerine yakın olan uzuvları hissedebilirdi. Enerjileri sadece buna müsaitti.  Üstelik daha fazlası için çabalamaya izin yoktu. Cansız olan ve ya canlı olup düşünme yetisi olmayan varlıkların, hayvanların suretlerine bürünebilirlerdi. Surete bürünürken önemli olan enerjinin madde boyutunda her hangi bir hissiyata sahip olmamasıydı. Hayvanların ve aklı olmayan insanların suretlerine de bürünebiliyorlardı ama bu tehlikeliydi. Çünkü suretini çektikleri canlı bir şekilde ölürse surette olan avcı da kuruyordu. Bu da sık olan bir şey değildi, avcılar riskten uzak düz varlıklardı. Onları besleyecek ve haraçlarını ödeyecek umutları toplayıp öylece devam ederlerdi boyutlarına. Bir çoğu düşünmekten bile acizdi. Avcıların bir sesi yoktu konuşmazlardı hepsi sadece bir birlerini okurdu buna da hisse vurmak, yansıtmak adını verirlerdi.


Sed'in hisse vurduğu anıda ki efsaneye göre bunun dışına çıkabilen sayılı bir kaç kişi olmuştu. Aslında bu anıları taşımak ve yansıtmak yasaktı ama bazı ciddiyetsiz avcılar bunu eğlence haline getirdiklerinden arada hislere dökerlerdi. 

Sed, ortalığa yayılan bu hikayenin üzerinde o zaman çok durmamıştı ama bu gün bu hissettikleri onu istemeden de olsa araştırmaya sevk etmişti. Kendisine ne olduğunu anlamalı ve bu karmaşıklığı çözerek yoluna devam etmeliydi!


_____________________________________________

(Devam edebilir, Sanırım..)



Nursalkımın..