30 Kasım 2015 Pazartesi

Umut Avcısı 2 / Hikayemsi




Hatırında kalan o kremsi bakışlar, o bakışların içinde ki hüzün ve yüzünde ki solgunluğun tınısı, ah nasıl oluyordu da bir türlü etkisinden çıkamıyordu..
Yine hatırlamıştı tüm bunların sebebi olan günü..
En fazla 18 -19 yaşlarında ki kız o gün deniz kenarında ki kuytu bir köşede eskimeye yüz tutan bir bankta oturmuş kendi kendine bir şeyler mırıldanıyordu. Grimsi ve soğuk hava akşam ayazına yüz tutmuş, karşı yakanın huzurdan uzak ışıkları bir bir titremeye başlıyordu. Etrafından geçen onlarca insan ve arabanın hiç birine aldırmaksızın donuk bakışları sadece bir noktaya kilitlenmiş öylece bakıyordu.

Aslında umutlarını avladığı tüm avlar(insanlar ) genelde ağlardı. Bu işin en kötü yanı umutlarını sömürdüğü insanların acılarının bir kısmını mecburi bir şekilde benliğinde hissetmesiydi. Ve bu mecburi-acılı hislerin büyük bir bölümü ağlamak denilen şeyin gözlerde bıraktığı batıklaşmaydı.. Bu hislerden uzaklaşmak için genelde kurbanlarını sonuna kadar tükettikten sonra hızlıca bir başkasının yeni filizlenen beklentilerine koşardı.

O gün ise beklediğinin aksine sadece avuçlarında üşüme hissedebilmişti ve bu durum istemeden de olsa o kızı izlemeye itişti kendisini.. Çok garip bir insandı bu, ilk defa başka umutlar dikkatini çekmiyordu, içinde karşı koyamadığı bir hisle bu kıza takılıp kalmıştı. Kızın oturduğu bankın yakınında ki bir çöp kutusunun paslı demiri oluvermişti sırf onu izleyebilmek için.

Neden buradayım ne yapıyorum ben diye düşünürken sonsuz yaşamı içinde ilk defa o gün topladığı tüm umutların içinde sadece birinden etkilenmişti.
Hissettiği bu garip duygu çok başka bir şeydi. Fark etti ki izledikçe o insanın tüm hislerini içinde hissedebiliyordu. Avuçlarının üşümesinin yanında dudaklarının sağ yanı acıyordu..
Bu nasıl olabiliyordu aklı almıyordu bir türlü? Bakışların acımasına alışıktı ama olmayan dudaklarının acıması garipti. İlk defa bütün bir insan gibi hissedebiliyordu. Tamam gözlere alışkındı ama dudaklar ve tuzlu bir tat..

Gözyaşının kokusunu alabiliyordu, her şeyin kokusunu alabiliyordu ama tat denen duygu farklıydı, koktukları gibi değildi. Tüm bunlar ona o kadar yabancıydı ki, Umut avcısı eskilerden duyduğu bir efsaneyi araştırmaya karar verdi. Kendisi hiç aldırış etmemişti ama yılda bir bir araya geldiği diğer avcıların ağzından düşmeyen o efsaneyi şimdi ilk defa dinlemek istiyordu.

Kıza bakmayı sürdürürken, kızın bakışlarında ki donukluk ve duygudan yoksunluk içini titretmişti. bu insan denen varlık nasıl bir şeydi?

(Devam edebilir, Sanırım..)

---------------------------

Gün kaça vurdu, mevsim hangi saat?
Söyle bana günlerden kış mı? yaz mı?
Yoksa yüreğim gibi yer gök ayaz mı?

Geçerken bir iklimime uğra sevgili,
Gönül sensizken fark etmiyor artık!
Dünya da filizlenen  ışık çok mu, az mı!


s.h.s.i.b.b.a...

Nursalkımın..

3 yorum:

  1. İnsan; en çok acı çeken varlık diyebiliriz.

    YanıtlaSil
  2. insan umutla acının arasında kalmış gibi ..Güzel olmuş devamı da yüreğine sağlık üçüncü bölümü de bekliyoruz :)

    YanıtlaSil
  3. WOUVV harika harika. Başlayın ve sonunu getirin ve biz raflardan ciltlenmiş halini satın alalım.

    Bakalım insan denen varlık kahramanın gözünde nerelerde. Merakla bekliyorum.

    Sevgiler
    :)

    YanıtlaSil